DIŞ TİCARET FORUMU
Ağustos 14, 2018, 11:47:07 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Sayın üyelerimiz forumumuzda yapılan bakım nedeni ile sınama maili göndermekteyiz. Teşekkür Ederiz.
 
   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İŞİ SAHİPLENMEK VEYA SAHİPLENMEMEK..  (Okunma Sayısı 3304 defa)
sarprofil
Sr. Member
****
Mesaj Sayısı: 342


« : Kasım 11, 2013, 10:48:04 ÖÖ »

Gönülsüz yapılan helva, koruk olur
Kişi gönlünü işe vermezse, yapacağı işten hayır gelmez. Örneğin, eğer aşçı ise, yemeği yenmez; müzikçi ise, müziği dinlenmez; terzi ise, diktiği giyilmez. Peki gönülsüz kişiler şirketinizde çalışıyorsa ne olur? Belki kalabalığın içinde yaptıkları gönülsüz işler arada kaynayabilir. Ama biliniz ki, bunun maliyetini birileri öder. Kim öder?
Müşteri öder; o kişinin gönülsüz yaptığı ürünü, iyi sanarak alan müşteri. Kim öder? Çalışma arkadaşı öder; gönülsüz yapılan işi düzelten çalışma arkadaşı. Kim öder? Şirket öder; gönülsüz yapılan işlerden dolayı ekstra paralar ödeyen ve müşteri kaybeden şirket. Halbuki öyle bir acımasız rekabet devrinde yaşıyoruz ki, bir organizasyonda çalışan herkesin yaptığı işi kusursuz, mükemmel bir şekilde yapması gerekiyor. Kimsenin dalga geçmesine tahammül yok artık.
Peki, insanların canı gönülden iş yapması neye bağlı? Yönetim literatüründe bu konuda yapılmış çok çalışmaya rastlayabilirsiniz. Gallup Danışmanlık firmasının (Gallup Consulting) da bu konuda önemli bir çalışması var.
Gallup’un araştırması
Gallup danışmanlık firmasının çalışması, 30 yıllık bir emeğe ve 17 milyon kişi üstünden toplanan verilere dayalı, “Çalışan bağlılığı” (Emloyee Engagement) denen bir araştırma. Bu çalışmaya göre çalışanlar üç sınıfta toplanıyor: İşine bağlı olanlar (Engaged), işine bağlı olmayanlar( Not engaged) ve işinden kopmuş olanlar(disengaged). İşine bağlı olanlar: işine gönül vererek çalışanlar, çarkı canla başla çevirenler. İşini bağlı olmayanlar: işine tam olarak kendini vermeyenler, çarkı gönülsüz çevirenler. İşinden kopmuşlar ise, doktorların “artık ne yerse yesin” dediği cinsinden olanlar; fiziken işyerinde olanlar, ama aklı fikri işin dışında her şeyde olanlar.
Söz konusu araştırmada şirketler için “Bağlılık Oranı”(Engagement Ratio) tanımlanmış:
Bağlılık oranı= Şirkette işe bağlı olanların sayısı/ işten kopmuşların sayısı Bu oran bir şirkette her işten kopmuş kişiye karşılık kaç kişinin işe bağlı çalışan olduğunu gösteren bir oran. Gallup’un verilerine göre bu oran ortalama 2 :1 civarında; dünya ligindeki başarılı firmalarda ise 9.5:1.
Gallup bu araştırmasında işe bağlılığı gösteren, iş performansıyla doğrudan ilgili 12 faktör bulmuş.
Çalışanlara 12 faktörle ilgili sorular sorularak işe bağlılık durumlarını buluyorlar.
1. Benden ne yapmam beklenildiğini biliyorum
Ünlü İngiliz aktör Laurence Olivie’in bir söyleşisini televizyonda görmüştüm. Kendisi kadar ünlü bir yönetmenle çalışıyormuş. Film için çok basit görünen bir sahneyi çekiyorlarmış. Laurence Olivie, kapıdan içeri girip odadaki kişiye “İşte buradayım” diyecekmiş. Aktör, yönetmenin komutuyla odadan içeri girmiş ve repliğini söylemiş “İşte buradayım”. Yönetmen “Tekrar edelim” demiş. Laurence Olivie yine içeri girip yine “İşte buradayım” demiş. Yönetmen yine “Tekrar edelim” demiş. Laurence Olivie yine içeri girip “İşte buradayım” demiş. Yönetmen gayet sakin yine “Tekrar edelim” demiş ve sahne yine tekrarlanmış. Bu böyle devam etmiş. Sonunda ünlü aktör dayanamayıp isyan etmiş “Benden ne bekliyorsun be adam?”. Yönetmen gayet sakin şöyle konuşmuş:
“Daha iyisini”. Sonunda istenilen mükemmelliğe erişilmiş, sahne tamamlanmış.
Unutmayınız, herkes Laurence Olivie seviyesinde değildir; “Daha iyisini” demek yetmez. Kişilerden ne beklediğinizi açık seçik net bir biçimde ifade etmeniz gerekir. Acaba çalışanlarınız onlardan ne beklenildiğini biliyorlar mı? Onların görev tanımlarını yaptınız mı? Kişiler kendilerinden ne beklendiğini, koşacakları menzili bilirlerse rahat ederler, Belirsizlik, insanları en çok rahatsız eden durumlardan bir tanesidir. İşteki her tür belirsizliğin ortadan kaldırılması gerekir.
2. İşimi doğru yapmam için gerekli malzeme ve ekipmana sahibim

Öyküye göre, savaş kaybeden komutan askeri mahkemede hesap veriyormuş. “Neden kaybettiniz savaşı?” diye sormuşlar. Komutan “Bir sürü nedenleri var” demiş. “Peki, hepsini sayınız” demişler.
Komutan “Birinci neden: cephanemiz yoktu” deyince, “Yeter, mesele anlaşılmıştır” demişler.
Rekabet acımasız demiştik. Elemanlarınızı kurtlar sofrasından pay kapmaları için savaşa sürüyorsunuz. Onlardan mükemmel performans bekliyorsunuz. Ama önce kendinize sormanız gerekir: Bu acımasız savaşta onlara gerekli cephaneyi sağladım mı? Beyin ameliyatı yapmalarını bekliyorum da çalışanlarımın eline sadece bir sünnetçi takım çantası mı veriyorum? Kurumlar, sivrisinekten yağ çıkarmaya çalışmamalı, işlerini doğru yapmaları için gerekli malzeme ve ekipman, çalışanlarından esirgememelidir.

Şu ifadeler size tanıdık geliyor mu?: “İşe kendini vermiyor; sanki yabancı gibi davranıyor. Verilen işi ucundan tutuyor. İşe asılmıyor. İş vermezsen öyle oturuyor, kendi iş yaratmıyor. Verdiğin top elinde kalıyor, ileriye taşımıyor. Gollük şut çekemiyor. Ortalıkta ruh gibi dolaşıyor; sanki başka bir gezegende. Gözü saatte; dolsa da gitsem diye bakıyor.” Bu tür ifadeleri bir çok yöneticiden duymuşumdur. Geçen haftadan başlayarak yazdığım konu, işte bu tür konuşmaların geçmeyeceği bir işyeri yaratmak üzerine.
Gallup Danışmanlık firmasının uzun yıllara dayanan “Çalışan Bağlılığı” (Employee Engagement) araştırmasından söz ediyorduk. Gallup bu araştırmasından işe bağlılığı gösteren, iş performansıyla doğrudan ilgili bulduğu 12 faktörden ikisini (1-Benden ne yapmam beklendiğini biliyorum 2- İşimi doğru yapmam için gerekli malzeme ve ekipmana sahibim) işlemiştim. Bu  yazımda da  faktörleri işlemeye devam edeceğim.
3-En iyi yaptığım işi yapma fırsatına sahibim
Bir şirketteki her işi bir kişi yapamayacağı için, iş-bölümü denen şey ortaya çıkmıştır. Şirkette her iş için bir kişi vardır. Ancak bu iş ve çalışan eşleşmesinin  isabetli olması gerekir.Bazen insanlar, en iyi yapacakları işin başında olmazlar. Çünkü belki işe girişten itibaren yanlış yerden başlamışlardır. Örneğin kişi, gara geldiğinde nereye gideceğine bakmadan ilk gördüğü trene atlayan yolcu gibi olabilir . Ya da  bir bakarsınız, çok iyi jokey olacak birisini basket takımına sokmuşsunuzdur; zavallım potanın altında tavadaki mısır tanesi gibi zıplayıp durur. Diğer taraftan, basket takımında olması gereken birisini de ata bindirmişsiniz; karikatür gibi gözükür, ayakları  nerdeyse bindiği atın ayakları gibi yere değmektedir.
Bir yönetici olarak veya işin sahibi patron olarak her fırsatta kendinize şu soruları sorunuz: Her çalışan, olması gereken yerde mi? Acaba onları tüm potansiyellerini kullandıkları kutularda mı çalıştırıyorum? Yoksa şirketimiz bir yetenek törpüleme, değer harcama  merkezi olarak mı çalışıyor?
4-Son 7 gün içinde iyi yaptığım bir işten dolayı takdir aldım
Şöyle bir deney düşünelim. Bir virtüöz  piyanistin resitaline gelenlere, salona girişte yüzer lira verelim.  Diyelim ki, “Resitalin sonunda alkışlamazsanız, bir yüz lira daha kazanacaksınız.” . Virtüöz piyanist performansını yapsın ve hiç alkışlanmasın. Bu hayali deneyde iddiam odur ki, gelecek konsere çıkacak virtüöz daha düşük bir performans gösterecektir. Bir şarkıcının konserinde her şarkı sonunda aldığı alkış, onun bir sonraki şarkıyı daha güzel söylemesine neden olur.
İş dünyasında çalışanlar da sahne sanatçılarından farklı değildir. Fark, sahnede ve icra edilen eserdedir. Çalışanlar da takdir bekler. “Adam işini yapıyor, parasını alıyor. Bir de takdir mi edeceğim?” diyen yöneticilere, patronlara  sık sık rastlarım. Ama sahnede eser icra eden kişi de işini yapmaktadır. Biz ona para vererek dinleriz;  fakat yine de her parçanın sonunda alkışlayarak takdirlerimizi bildiririz.
Çalışanlarınızı takdir etmekte cimri davranmayınız. İnsanlar takdir edilirse coşarlar, daha iyi iş çıkarırlar. İşe sahip çıkarlar.
5-Amirim için önemli birisi olduğumu hissediyorum
Organizasyon bir ekip işidir. Herkes işin bir tarafından tutar. Tutar ki, ortaya iş çıksın. Herkesin yaptığı iş kutsaldır, önemlidir. Eğer önemli değilse, o parçanın, işin içinde olmaması gerekir. Eğer bir iş tanımlanmışsa ve yapılıyorsa, bütünün bir parçası olarak önemlidir.  İşin her bir parçasını yapan kimseye, onun önemli olduğu hissettirilmelidir. Ekipteki herkese önemli olduğu hissettirilmelidir.  Önemli olduğunu hissetmeyen kişi, yaptığı işe de gereken önemi vermez. İşi ucundan tutar. Kendini ekibin bir parçası olarak görmez. İlk fırsatta kendisine önem verilen bir birlikteliği tercih eder.
Bir yönetici olarak düşünün bakalım: Çalışanlarınız  odanızdan “Patron bana ne kadar çok değer veriyor?” diye gururlanarak mı çıkıyorlar? Yoksa süngüsü düşmüş, omuzları daralmış, bitmiş tükenmiş olarak mı çıkıyorlar? Unutmayın ki, kişi odanızdan çıktığında işinin başına dönecek; sizin işinizin başına dönecek. Çünkü yaptığı işi kendi için yapmıyor, sizin için yapıyor.
6-İşyerinde benim gelişmemi teşvik eden birisi var
Ailemizi neden severiz? Neden oradan ayrılınca üzülürüz? Çünkü orada bizi karşılıksız seven insanlar, annemiz, babamız ve diğerleri vardır. Anne ve babalar çocuğunu kıskanmaz. Onun geleceği için kaygı duyarlar. Onu daha iyi yerlerde görmek isterler. Çocuklarını, gelişmeleri için teşvik ederler.
Kişilerin de işyerlerine bağlılık duymalarında bu önemli bir boyuttur. Düşünün bir kere; örneğin amiriniz sizin gelişmenizi teşvik ediyor. Bu neyi gösterir? Sizi kıskanmıyor. Sizin geleceğinizi düşünüyor. Sizden gelecek bekliyor. Böyle bir amirle çalışmak istemez misiniz?
Peki siz bir yönetici olarak çalışanlarınızın gelişmesi için ne yapıyorsunuz? Onları teşvik ediyor musunuz? Eğer çalışanlarınızın gelişmesi için ciddi çaba harcıyorsanız, bu size “yol-su-elektrik” olarak geri dönecektir. Çalışan gelişiyorsa, bölümünüze katkısı artacak demektir. Bu da yönetici olarak size katkı demektir. Ayrıca bu sözünü ettiğimiz araştırmanın sonuçlarına göre de kişinin işine bağlılığında olumlu katkıdır.
7-İşyerinde görüşlerimin dikkate alındığını görüyorum
İşten ayrılanlardan çok duyduğum bir ifadedir “Beni kimsenin dinlemediğini fark ettim. Burada kendimi çok değersiz hissediyorum. Aynı ifadeleri eşinden ayrılanlardan da duyarım: “Beni hiç dinlemiyordu. Hiç bir görüşüme değer vermiyordu”. Durum böyle olmasa da, karşıdaki kişinin böyle hissetmesi kötü bir durumdur.
Evet, kişilere yaptıkları iş karşılığı ücretlerini veririz. Ama bu yeterli değildir. Onların daha iyi çalışmaları, performanslarının parıldaması için onlara değer de vermeliyiz. Bir kişiye değer verdiğimizi göstermenin en kestirme yolu, belki de onun görüşlerine değer verdiğimizi göstermektir.
Şöyle bir öz eleştiri yapınız: Çalışanlarıma ne kadar değer veriyorum? Değer verdiğimi ne kadar gösteriyorum? Onların görüşlerini ne kadar dinliyorum? Bu görüşleri ne kadar dikkate alıyorum?
8-Şirketimin misyonu/amacı yaptığım işin önemli olduğunu bana hissettiriyor
Yıllar önce bir havaalanındaki polislere eğitim veriyordum. Havaalanına girişte arabaları kontrol eden polislerin mutsuz olduğunu gördüm. Örneğin, bir arabayı durdurup kontrol edince insanların tepkilerinden yakınıyorlardı. En önemlisi, yaptıkları işin önemini görmüyorlardı. Bu kontrol ile ne hayatlar kurtaracaklarının, ya da kurtardıklarının farkında değildiler.
Her kuruluşun bir misyonu olmalıdır. Bu misyon açık ve net biçimde ifade edilmelidir. İfade edilen bu misyon, çalışanlara iyice anlatılmalı ve benimsetilmelidir. Kişilere de yaptıkları işle, bu çorbada ne kadar tuzları olduğu gösterilmelidir.
9-İş arkadaşlarım, kaliteli iş yapma konusunda kararlılar
İşyerleri iş bölüşüm alanlarıdır; herkes bir işin bir parçasını yapar. Çıkan son işle de, eserle de kişi övünür, gurur duyar. Demek ki ortaya çıkar eserin kalitesinde  sadece kişinin değil, diğer iş arkadaşlarının da katkısı vardır. Eğer kişinin iş arkadaşları işlerini yaparken o kişi kadar titiz değillerse, bu durum kişiyi üzer. Bir büyük mutfak düşünün.  Sunulan tüm yemekler mükemmel, servis mükemmel. Lokantaya gelen misafirlerden tam not alınacak. Ama masaya gelen kavun, soğan kesilen bir bıçakla kesilmiş. Bir kişinin özensizliği tüm mutfak personelinin mükemmel performansını olumsuz etkileyecektir.
Kişi, iş arkadaşlarının iş kalitesine güvenmelidir.
Haftaya bu konunun son yazısı olacak. Bu süre içinde eğer çalışanlarınızın işlerine bağlılığından şikayetiniz varsa şimdiye kadar olan sorulardan özeleştirinizi yapınız. Bakalım ne çıkıyor...
DR. UĞUR TANDOĞAN / NOT DEFTERİ

Logged
Hosenfeld
Full Member
***
Mesaj Sayısı: 22


« Yanıtla #1 : Kasım 27, 2014, 02:29:50 ÖS »

Evet, sarp bey, çok çok doğru bir konuya değinmişsiniz.
Bugün ülkemizde ne yazık ki iş başındakilerin Na-ehil oldukalrını, çoğunun rastgele bir yerlerde olduklarını görüyoruz. Herkes birbine düşman. işçi işverene, firma müşteriye DIŞARDAN bakıyor. o yüzden, herkes ruhunda farklı yerlerde geziyor, dolayısıyla verimlilik beklemek artık zor görünüyor. çok uzun şeyler yazılabilir bu konu üstüne, siz çok güzel şeyler paylaşmışsınız.
artık birilerinin çıkıp  YENİ ŞEYLER söylemesi gerektiği kanaatindeyim.

saygılar
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!

MKPortal ©2003-2006 mkportal.it